Adsız 1
Önemli Linkler
 
 
   

Aksaray Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü, kendi alanında hizmet veren Türkiye’nin kıdemli kurumlarındandır. Anadolu’nun ortasında, Türkiye’nin en güzel illerinden biri olan Aksaray’da 1992 yılından beri hizmet vermektedir.

Enstitümüz, misyonumuzda belirtildiği gibi; “Mevcut imkânlarımızı en etkin ve verimli şekilde kullanarak, bilimin ışığında teknolojik gelişmeleri takip ederek, Milli Eğitim Bakanlığı personelinin kişisel ve mesleki gelişimine yönelik hizmetleri en iyi şekilde yürütmektedir. 

 

            Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatlarında görev yapan tüm personelin Hizmetiçi Eğitimi ihtiyacına 7 gün 24 saat çalışma esasına göre hizmet veren, Ülkemizdeki yedi enstitüden biridir.

 

            Aksaray Hizmetiçi Eğitim Enstitüsü; Bakanlığımızca düzenlenen merkezî kurs ve seminerlere hizmet vermenin yanında, İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün düzenlediği birçok mahalli kurs ve seminere de, ders araç gereci ile salon ve sınıf tahsis etmekte, konaklama ve yemek hizmetleri de vermeye devam etmektedir. Ayrıca Döner Sermaye Mevzuatı kapsamında sivil toplum kuruluşları, resmi ve özel kuruluşlara da yemekli toplantı ve konaklama hizmeti verilmektedir.

 

            Enstitümüz, merkezi ve mahalli olarak düzenlenen yılda ortalama 70 kurs ve seminer ile yaklaşık 4000 kursiyere ev sahipliği yapmaktadır.

 

            Enstitümüzde düzenlenen kurs ve seminerlerin bitiminde yaptığımız anketlerden elde ettiğimiz sonuçlara, katılımcıların dünyada gelişen teknolojiye ve değişen yeniliklere ayak uydurulabilmesinin, yeni bilgilerle donanmasının ancak hizmetiçi eğitimle mümkün olduğunu göstermektedir.

 

            Sonuç olarak, Hizmetiçi Eğitim Enstitülerinin yaptığı eğitim ve konaklama hizmeti ile önemli bir boşluğu doldurduğunu düşünmekteyiz. Bu hizmeti yaparken kendi alanındaki yenilikleri ve gelişmeleri de takip ederek en iyi hizmeti vermek zorunda olduğumuz bilincindeyiz.
 

 BÖLGE GİYSİ VE GELENEKLERİ:

a)Çocuk Kıyafetleri: Erkek çocuklarınsaçları birkaç yaşından sonra bir iki numara makine ile traş edilir. Bazen alnında kakül denilen biraz saç bırakılır.

  Kız çocuklarının saçları hiç kesilmez. Arkada kırk belik denilen ince belikler halinde örülür. Bu örgülerin arası birbirine bağlanarak çatı yapılır. Çatılara da mavi boncuk takılır. Üzerlerine içte, beyaz kaputtan dikilmiş uzunca bir gömlek giyerler. Gömleğin üzerine elde dikilmiş önü kırmalı, düğmeli, düz yakalı, kolları bilezikli işlik, yaz-kış giyilir. Bunun altından don üzerinden Dotdiri denilen şalvar giyilir.

 

                       

 

b)   Kadın Kıyafetleri: Saçlar yine kırk belik denilen ince belikler halinde veya kalın iki belik halindedir. Aralarına yine boncuklarla çatı yapılır. Başta fes vardır. Fesin üzerine, birbirinin altına geçecek biçimde (Kayma) denilen penesler dikilir. Fesin etrafına klepler çekilir. Fesin etrafına çekilen bu klepin üzerine de küçük altınlar takılır. Fesin üzerine de çit denilen yazma örtülür. Giysi olarak alta kaputtan yapılmış uzunca bir gömlek giyilir. İşliğin üzerinden bağrı açık, kollu kessik giyilir. Şayet kessik giyilmezse bunun yerine üç etek giyilir.

 

                              

Ayrıca bele dokuma şal kuşanılır. Şalın üzerine önde, kenarı kontrast renkler ile işlemeli koyu mavi yada kırmızı renkli dizlikler takılır. Ayaklarda nakışlı el örgüsü yün çoraplar ve lastik ayakkabılar vardır.

 

c) Erkek Kıyafetleri: Başlarında kasket, beyaz gömlek, bunun üzerine iki tarafı kırmalı, göğsü yarı yere kadar kapalı, yakasız işlik giyerler. Üzerinde de delme denilen yelek vardır. Altına dokuma şalvar veya kıravel giyilir. Ayaklara ise yünden örülen çorap ve kundura giyilir. Bayram günleri hariç kadın ve erkekler senenin her mevsiminde aynı elbiseleri giyerler. Yeni veya değişik elbiseler genellikle bayramlarda ve harman sonu yaptırılır.
 


AKSARAY KÜLTÜREVİ

 

 

         1927 yılında yapımına başlanan ve 1930 yılında tamamlanan Aksaray valilik konağı, yıllarca valilik konağı olarak Aksaray Valililerimize ve Kaymakamlarımıza hizmet vermiştir. 

 

Tamamı kesme taştan yapılan bina iki katlı ve beş oda, iki salondan oluşan cumhuriyetin ilk yıllarında yapılmış ve günümüze kadar gelmiş ender eserlerden bir tanesidir.  Son yıllarda yeni valilik konağının yapılmasından sonra bu tarihi bina boşaltıldı 2007 yılı başlarında Aksaray Valisi Sayın Sebati BUYURAN’ın girişimleriyle tarihi valilik binası Aksaray kültürüne kazandırıldı. Aksaray kültürünü, geleneklerini, göreneklerini, yaşam tarzlarını, sosyal hayatı yansıtan bir müze haline getirtilmiştir.  Aksaray Kültürevi alışılmış müzeciliğin dışında her odası ayrı bir kültürü yansıtan heykellerle desteklenen adeta yaşanan mekânlara dönüştürülmüştür.

 

  Aksaray kültürevi'nde yaklaşık 31 heykel bulunmaktadır. 

 

              

 

 Kültürevi'nin oluşması sırasında Aksaray’ın köy, kasaba ve ilçelerinin tamamı gezilerek sosyal hayat yerinde incelenmiş ve eşyalar şahıslardan alınarak,  Valilik Konağının her odası ayrı ayrı titizlikle döşenmiştir.  Aksaray kültürevi oluşumunda eşyaların tamamı vatandaşlardan hibe olarak alınmıştır.

 

 

GELİN ODASI

 

                  Kına gecesi heykelleri

 

         Aksaray’da gelin odası Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi büyük bir titizlikle ve özenle hazırladır. Hazırlıklar haftalar öncesinden başlar düğün gününe kadar devam eder. Düğün günü gelin odası gelen davetlilere gösterilir. 

 

Aksaray Kültürevin'de kurulan gelin odasında bulunan eşyaların tamamı vatandaşlar tarafından hibe edilmiş ve yıllar önce kullanılmış eşyalardır. Gelin odasında bulunan heykeller Seyfullah ve Bengül SÜNBÜL  tarafından yapılmıştır. Gelinlik zamanın Belediye Başkanı Mehmet DALKILIÇ’ın eşi  Nefise DALKILIÇ gelinliğidir. Tamamı özel dokuma kumaştan yapılmıştır.

 

Gelin odasında bulunan Gar dolabı 1903 yılında tamamı gül dalından  yapılan ve çok özel bir  parçadır.

 

Tamamı cevizden yapılmış olan 1905 yılına ait konsülde  bu odanın değerli eşyalarından biridir.  Gerek gar dolabı gerekse konsül  Emekli Tapu Müdürü Hasan GÜÇLÜER’in oğlu Erdal GÜÇLÜER' den alınmıştır.

 

 Bu odada bulunan  Prinç karyola  emekli öğretmen Zeynep GÜR’den alınmıştır.

 

Çeyiz Sandığı Emekli Başkatip Fazilet BERKSOY’dan alınmıştır.

 

 Halılar Sultanhanı belediyesinden temin edilmiştir.

 

 

HALI DOKUM ODASI

 

                    Dokuma Odasında bulunan heykellerden bi görünüm

 

Aksaray’da Özellikle Taşpınar ve Sultanhanı kasabalarında yaşayan  genç yaşlı tüm insanlar halı ve kilim dokuma  işleriyle uğraşırlar. Evlerinde kullandıkları halı ve kilimlere insanlar kendileri üretmişlerdir. Dokudukları halı ve kilimlerde  boyalarını ,kök boyalar kullanarak renkler  vermişlerdir. Dokuma sanatı kendileri ve aileleri için önemli bir gelir kaynağı olmuştur.Halen yörede bazı ev ve atölyelerde halı ve kilim dokumacılığı devam etmektedir.

 

Halı, Anadolu'ya Selçuklu Türkleri ile gelmiştir. XIII. Yüzyılda tarihi kaynaklar, saydıkları önemli halıcılık merkezleri arasında Konya ve Aksaray'ı kaydetmektedirler. 1274 yılında ölmüş olan ibn-i Said'e atfen Ebül-Fida'nın verdiği bilgiler de “..Her memlekete yapılırdı.” diyerek imal merkezi olarak özellikle Ak­saray'ı belirtmektedir ihraç edilen Türkoman Halıları orada.

 

Günümüz Taşpınar Halılarının değerlendirmesi­ni yapabilmek için bugünkü örneklerden giderek geçmişle bağlarını kurmak istediğimizde Eskil Ulu Camisi'nde bulunan 19.yy sonu olarak tarihlendi­rilmiş bir namazlığı en eski ve tek örnek olarak gösterebilmekte idi. Anadolu’da halıcılık köklü geçmişin ilmek ilmek dokunduğu, atılan her düğümde günümüze geleneklerin taşındığı özgün bir el sanatıdır. Çözgü denilen birbirine koşut dikey gergin ipliklerle doldurulmuş tezgah denilen araçlarda düğüm bağlamak ve bunları sıkıştırmak için aralarından atkı adı verilen ipliğin geçirilmesi ile yapılan yüzü havlı ve çeşitli motiflerle bezeli dokuma demek olan halının Türk tarihi içinde yerini alması pek erken (M.Ö. V-III.yy) dönemlerine dayanır. Orta Asya’da başlamış bu Türk-halı dostluğunun bugün Anadolu’da hala devam ettirildiği pek çok noktadan biri de Aksaray yöresindeki Taşpınar kasabasıdır.

 

                 Tarihi Taşpınar Halılarının Dokunduğu Kök boya İpler

 

Taşpınar halılarının günümüze değin titizlikle koruduğu özelliklerden bir tanesi atkı, çözgü ve düğüm iplerinin tamamen yün olmasıdır. "Yoz" denilen Karaman cinsi kısır koyundan elde edilen yünün özel bir yeri vardır. Bu halılarda atkı ipliğinin geçirilişi dokuma kalitesini etkilenmesi bakımından ayrıca önem taşır. Alt atkı ipleri düzgün ve gergin olarak, üst atkı ise ön çözgü arkaya arka çözgü öne geçmek suretiyle çaprazlık oluşturarak ve dökümlü bir biçimde yerleştirilir. Böylece dokuma kalitesi yükseltilmiş olur. Kaliteyi belirleyen diğer bir öğe de düğüm sayılarıdır. Eski Taşpınarlarda 10x10 cm2lik alanda 40x45 düğüm vardır. Günümüzde iyi cins sayılan elde eğrilmiş iple dokunan bir halıda 10x10 cm2 de 30x35, satılmak için dokunan normal bir halı üzerindeki 10x10 cm2'lik alanda ise ancak 30x30 düğüm görülebilmektedir.

 

Bugün Taşpınar halılarında kalite belirlenmesi tezgaha gerilen ip sayısına göre hesaplanmaktadır. 6 m2 lik alanda ise ancak 30x30 düğüm görülebilmektedir.

 

Halı dokuma odasında bulunan  heykeller  resim öğretmeni Seyfullah SÜNBÜL eşi Bengül SÜNBÜL ve Özgür ÇAĞLAR  tarafından yapılmıştır. Bu odada bulunan  eşyalar  ise Taşpınar kasabası ve Sultanhanı kasabasından temin edilmiştir.  Manken kıyafetleri Güzelyurt Kaymakamlığı ve  Belediyesince temin edilmiştir.

 

 

OTURMA ODASI

 

                  Oturma Odasından bir görünüm

 

  Oturma odaları  İnsanların aileleri ile birlikte günlük hayatlarını geçirdikleri  yerlerdir. Bu odaklarda aileler misafirlerini ağırlarlar  yemeklerini yer sofrasında  bu odada yerler.

 

     Oturma odası genellikle U biçiminde sedirler bulunmaktadır, bu sedirler ahşaptan yapılır üzeri halı ,kilim ve halı minderlerden, yaslanacak yerler ise halı yastıklardan oluşurlar.

 

 Sedirlere genellikle büyükler oturur ailede en yaşlı kişi  sedirin baş köşesine  diğer üyeler   yaşlarına göre sedirdeki yerlerini alırlar sedirin aşağı kısmı ise yine kilimler , halı ,halı minderle kaplıdır buralara ailenin  küçükleri otururlar. Aileler Büyük baba, kaynana, gelin ve torunlar birlikte  otururlar.  Büyükler küçüklerini sever küçüklerde büyüklerini sayarlar.

 

 Aksaray Kültürevi'nin  Oturma odasındaki bulunan eşyalar dan yastıklar Sultanhanı belediyesinden , minderler Sultanhanı halı  esnaflarından Fahri Solaktan , perdeler Anadolu  Kız Meslek lisesi Müdürlüğünden , Halı Halk Eğitim Müdürlüğünden , Kilim ve seccadeler Sarıyahşi Kaymakamlığından  Sini ve  tabaklar Selma GÜÇLÜER ‘den  temin edilmiştir.

 

SALON

                     

  

 Salonlar genellikle şehir merkezlerindeki  evler ve konaklarda bulunmaktadır.

 

   Salonlarda genellikle koltuk takımı bulunur.  Gelen misafirler burada ağırlanır. Salonlar evlerin ve konakların en güzel yerlerinden bir  bölümüdür.

 

 Aksaray Kültürevi'nde bulunan salonlardan bir tanesi modern tarzda dizayn edilmiştir. Burada bulunan heykeller  resim öğretmeni Seyfullah SÜNBÜL'ün eşi Bengül SÜNBÜL tarafından yapılmışlardır.  Eşyalar ise Dilek TERZİOĞLU tarafından,Masa ve sandalyeler GÜRÜN ailesi tarafından bağışlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 


TUZGÖLÜ

 

  

İç Anadolu Bölgesinde, doğudan Kızılırmak masifi, güneyden Obruk, batıdan Cihanbeyli ve kuzeyden Haymana platolarıyla çevrili çukur alanın kuzeydoğusundaki en alçak bölümünde yer almaktadır.

 

Türkiye'nin Van Gölünden sonra ikinci büyük gölüdür. İdari olarak Aksaray, Konya ve Ankara illeri sınırları içindedir.

 

Kapalı bir havzada yer alan göl, jeolojik olarak tektonik kökenlidir.

 

Büyüklüğüne karşın ülkemizin en sığ göllerinden biridir. Derinliği birçok yerde 0.5 metreyi dahi bulmaz. Suyun bol olduğu ilkbahar aylarında göl alanı 164 200 hektara ulaşır. Türkiye'nin en az yağış alan yeri olduğu için akarsu bakımından çok fakirdir. Önemli sayılabilecek akarsuları, güneyden göle giren Bağlıca ve Kırdelik suları, ,Eşmekaya kaynakları ve batıdan giren İnsuyu ile doğudan gelen Peçenek suyudur.

 

Ancak, bu suların tamamına yakını yazın kurur ve göle ulaşamaz. Aşırı buharlaşmanın da etkisiyle gölün tamamına yakını kurur. Kuruyan bölgelerde 30 cm'yi bulan tuz tabakası oluşur. Sadece ülkemizin değil dünyanın da en tuzlu göllerinden biridir. Suyun yoğunluğu 1.225 gr/cm3'dür. Tuz oranı ise %32'4'dir.

 

Gölde, tuz konsantrasyonunun yüksekliği nedeniyle sucul bitkilere rastlanmaz. Göl çevresinde, ancak akarsu etkisinde kalan bölgelerde tuza dayanıklı, seyrek bitki örtüsüne rastlanır.

 

Türkiye'nin tuz ihtiyacının büyük bir bölümü buradan karşılanır. Kuş varlığı yönünden Türkiye'nin en zengin göllerinden biridir. Kışın kapladığı çok geniş su alanı su kuşları için önemli bir kışlama alanı oluşturur. Ayrıca, Tuz Gölü civarında, Tuz Gölü ile ekolojik olarak ilişkili, Kulu Gölü, Samsam Gölü, Uyuz Gölü, Kozanlı Saz Gölü, Boluk Gölü, Tersakan Gölü, Eşmekaya Gölü ve Hirfanlı Barajı gibi değişik karakterde irili ufaklı pek çok sulak alan mevcuttur.

 

Bu alanların birbirine çok yakın ve değişik karakterde oluşu; farklı habitat istekleri olan değişik türde ve çok zengin bir yaban hayatının barınmasına, beslenmesine ve üremesine olanak sağlayan eşine az rastlanır değerde sulak alanlar kompleksi oluşturmakta, bu durum gölün önemini daha da artırmaktadır.

 

Göl ve çevresinde, tuzlu ortamlara uyum sağlanmış olan Flamingo, Kılıçgaga, Angıt ve benzeri kuşların yanısıra, yağmurcunlar, turnalar, yaban kazları ve yaban ördekleri gölde büyük topluluklar oluşturmakta, göl çevresinin nisbeten ıssız oluşu nedeniyle, etraftaki su birikintilerinde, mer'alarda ve ekili alanlarda rahatça beslenmekte, kışın en soğuk günlerinde dahi donmayan göl sularında yüzebilmektedirler.

 

İlkbaharda göl içinde oluşan adalar bataklıklar bataklık kırlangıcı, suna, angıt, çamurcun, kılıçgaga, kocagöz ve martı türlerinin kuluçka yapmalarına imkan sağlamaktadırlar.

 

Tuz Gölü, flamingoların ülkemizdeki en önemli kuluçka alanıdır. Gölün orta kesimlerinde herbiri 5-6 bin yuvadan oluşan dev kuluçka kolonileri bulunmaktadır.

 

Ankara'nın güneydoğusundaki Şereflikoçhisar'a yaklaşırken, batıya doğru parlayan ışık size Tuz Gölü'nün yaklaştığını bildirir. Tuz kristallerinin şiddetli beyazlığı ve parıltısı aldatıcı bir biçimde kar ve buz gibi görünür. Kenara yaklaştığınızda bile ayakkabı ve çoraplarınızı çıkarırken kendinizi dondurucu bir duyguya hazırlarsınız. İlk adım sürprizdir, ikincide beklentilerinizi tekrar düzenlersiniz ve üçüncüde ayağınızın altındakinin gerçekten de tuz olduğuna ikna olursunuz. Ve yaşamın en gerekli unsurlarından biri olan tuz hakkında düşünmeye başlarsınız. Tuz, insan vücudunun yüzde 3.5'ini oluşturur. Bu, doğanın dengesinin olağanüstü bir kanıtıdır, çünkü dünya denizlerindeki tuz oranı da yüzde 3.5'tir. Arasıra çamurlu bölgelere batmayı umursamazsanız kauçuk çizmeler giyerek göl boyunca uzun bir yürüyüşe çıkabilirsiniz.

 Su yüksekliği çoğu zaman birkaç santimetreyle yarım metre arasında değişir, fakat Beyşehir Gölü'nden taşan su kanallar yoluyla Tuz Gölü'ne döküldüğünde derinlik 30-40 santimetre artar. Su seviyesi yükseldiğinde gölün ekolojik dengesi bozulur. Buharlaşma azalır, suyun atmosfer ve yer arasındaki çevrimi düzensizleşir.


Tuz Gölü, Melendiz ırmağı, pek çok küçük akıntı ve yeraltı tuzlu su kaynaklarıyla beslenir. Göldeki üç tuz yatağı yılda bir milyon ton, yani Türkiye'nin toplam ihtiyacının %64'ü kadar tuz üretir. Doymuş tuzlu suyun Kaldırım, Kayacık ve Yavşan tuz yataklarına dökülmesine izin verilir ve tuz çökeldiğinde su tekrar çektirilir. Sonra tuz, geniş bir demiryolu ağı boyunca göl kıyısındaki ambarlara doğru yol alan vagonlara doldurulur. Tuz buradan kamyonlarla esasen Şereflikoçhisar'da bulunan özel tuz işleme fabrikalarına götürülür. Burada tuz tüm Türkiye'ye dağıtılmak üzere defalarca kez yıkanır, kurutulur ve paketlenir. Osmanlı döneminde göl etrafında doğal olarak oluşan tuz blokları kırılırdı ve göl kıyısında tüccarlara satılırdı. Tuz develere yüklenir ve her yöne taşınırdı. Sonraki yıllarda ambarlar inşa edildi ve sonra her yıl gölün değişik kısımlarından tuz elde edilmesini mümkün kılan ve raylar arası mesafesi dar olan bir demiryolu kuruldu. Bu, bugün kullanılan daha verimli tuz yataklarının kurulduğu 1970lere kadar devam etti.

Tuz Gölü, 1500 kilometrekarelik alanıyla Van Gölü'nden sonra Türkiye'nin ikinci büyük gölüdür. Göl çevresinde ülkenin değişik kısımlarından gelen insanların kurduğu pek çok yeni köy vardır. Burada stok çiftçiliği ve tarım uygulanır. Kıyı kesiminde özellikle kavun ve karpuz tarlalarından çok etkilenirsiniz. Göl sularına batırılan herhangi bir nesnenin kısa sürede tuz tabakasıyla kaplanmasına rağmen göl kıyısına yakın büyüyen kavunlar harika bir şekilde tatlıdır. Burada pek çok çömlekçi bulunur ve ustaların Türkiye'nin ve dünyanın başka hiçbir yerinde üretilmediğini iddia ettiği su kavanozları üretilir.  

 

İç Anadolu Bölgesinde yer alan Tuz Gölü Türkiye'nin ikinci büyük gölü olup meydana gelmesi tektoniktir. Tuz Gölü tüm yağışlarını kış aylarında alırken yazın göle giren su yoktur. Göl içinde suyun tuz konsantrasyonu çok yüksek olduğu için suda yaşayan bitkilere rastlanmaz. Göl çevresinde geniş bir alanda çok zayıf tuzcul floraya rastlanır. Tuz Gölü'nü besleyen sular doğuda Şereflikoçhisar'dan geçen Peçenek Suyu, güneyde Eskil'den göle giren Bağlıca ve Kırkdelik suları ile Eşmekaya kaynakları, güneybatıda Tersakan ayağı ile batıda Cihanbeyli'den gelen İnsuyu'dur.

  Tuz Gölü ile yakın ilişkide olan göller Tuz Gölü ile bir ekosistem bütünlüğü arz etmektedir.Yakın çevresindeki göller Tersakan Gölü, Bulak Gölü ve Kulu Gölleridir.
Tuz gölü kışın kapladığı geniş su alanı ile su kuşları için önemli bir kışlama bölgesidir. Uluslararası kriterlere göre A sınıfına giren bir sulak alandır. Kış aylarında çok sayıda Sakarca Kazı gölde barınır ve çevredeki tahıl ekili alanlarda beslenir. İlkbaharda göl içinde oluşan adalarda ve göl kıyısındaki bataklıklarda suna, angıt, çamurcun, büyük yağmurcun, kocagöz, ince gagalı martı, gümüşü martı ve bataklık kırlangıcı kuluçkaya yatmaktadır. Gölün ornitolojik önemi yurdumuzda en büyük flamingo kolonisinin kuluçka alanı oluşudur.

 

 

 

 

Doğal Hayatı Koruma Vakfı Tuz Gölü Yönetim Planı

 

Tuz Gölü, sahip olduğu biyolojik çeşitlilik değerleri bakımından hem ülkemizde hem de dünyadaki sayılı alanlardandır. Önemli Bitki Alanı, Önemli Kuş Alanı, 1. Derce Doğal Sit Alanı ve Özel Çevre Koruma Alanı olan Tuz Gölü, aynı zamanda Ramsar Kriterleri bakımından Uluslararası Öneme Sahip bir sulakalandır.

Konya Kapalı Havzası’nın bir parçaşı olan Tuz Gölü’nde başlıca 2 sorun vardır: Öncelikli olarak göl kurumakta, ve aynı zamanda da kirlenmektedir.

Tıpkı ülkemizdeki diğer sulakalanlar gibi, Tuz Gölü de yanlış tarımsal uygulamalar sonucunda kurumakta ve küçülmektedir. Gölü besleyen yüzey sularına barajlar yapılmış (Melendiz Nehri-Mamasın Barajı) ve besleyen kaynaklardaki sular azalmıştır.(Peçeneközü Deresi-Şereflikoçhisar) Gölü besleyen yeraltı suları da yoğun kullanım baskısı altındadır. Tarımsal sulama nedeniyle, Konya Havzası’nda ve Tuz Gölü Alt Havzası’nda her sene yeraltı su seviyeleri ortalama 1-2 metre düşmektedir.

Sonuç olarak havzada kısıtlı olarak bulunan su kaynakları; plansız ve günübirlik hesaplar içinde tüketilmektedir. Başlıca sorun olan kurumanın yanısıra, kirlilik de Tuz Gölü için önemli bir sorundur. Konya ve Aksaray şehirleri ile Kulu – Şereflikoçhisar – Cihanbeyli - Eskil ilçelerinin evsel ve endüstriyel atıkları ve ayrıca binlerce ton tarımsal atık, herhangi bir arıtıma tabi olmadan yıllardır Tuz Gölü’ne akıtılmaktadır.

Alanın 3 farklı ilin idari sınırı içinde yer alması (Konya, Aksaray, Ankara), etkin bir yönetim sürecinin olması için sürekli bir işbirliği, iletişim ve etkili bir koordinasyonu gerektirmektedir.

Tuz Gölünün sorunlarına çözüm bulmak üzere tüm ilgi grupları (özel sektör, kamu, üniversiteler ve STKlar) ÖÇKKB koordinasyonunda ve WWF Türkiye’nin etkin desteğinde katılımcı bir süreçte çözüm önerilerini etkinliklere dönüştürmüş, bu etkinlikleri Yönetim Planı altında bir araya getirmiş ve uygulamaya başlamıştır. 2004 yılından bu yana devam eden Yönetim Planı süreci kapsamında bölgede gerçekleştirilen birçok toplantıda, yöre halkı sorunlarını ve çözüm önerileri kamu kurumu, üniversite ve STK temsilcileri ile tartışmışlardır. Yaklaşık 1 yıl devam bu katılımcı süreç sonucunda Tuz Gölü Yönetim Planı hazırlanmıştır. Özel Çevre Koruma Kurumu ve WWF-Türkiye’nin koordinasyonunda halen Yönetim Planı uygulanmaktadır.

Yönetim Planı’nın daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi ve takip edilmesi için ÖÇKK başkanlığında bir Tuz Gölü Platformu kurulması planlanmıştır. Bu platform kapsamında oluşturulacak Yürütme Kurulu ve Alt Çalışma Grupları’na ilgi grupları temsilcileri doğrudan katılabileceklerdir.

Yönetim Planı kapsamında, ÖÇKK, İller Bankası ve Belediyelerin ortak çalışması sonucunda atıksu arıtma ve katı atık depolama tesisleri ile ilgili önemli gelişmeler olmuş, tesislerin finansman bulma süreci başlamıştır. 2-3 sene içerisinde tesislerin yapımının bitmesi ve kirlilik sorununun öenmli ölçüde çözülmesi hedeflenmektedir.

WWF Türkiye, Tuz Gölü Yönetim Planının etkin, devamlı ve katılımcı yapısı için sürece destek vermektidir. Ayrıca yönetim planında üstlendiği etkinlikleri gerçekleştirmektedir.

Yönetim Planı kapsamında, bölge çitfçisinin tarımsal su tasarrufu ve doğru sulama teknikleri konusunda bilgilendirilmesi ve örnek projelerin hayata geçirilmesi hedeflenmiştir. Bu kapsamda, WWF-Türkiye alanda örnek bir damla sulama uygulama projesi gerçekleştirmiştir. Altınekin ilçesinde bir çiftçiye verilen mali ve teknik destek ile çok su tüketen bir bitki olan şekerpancarından damla sulama uygulaması yapılmış ve %75e varan su tasarrufu sağlanmıştır.

WWF-Türkiye ayrıca, Cihanbeyli Meslek Yüksekokulu tarafından yürütülen “Cihanbeyli-Altınekin Damla Sulama Uygulamaları ve Eğitimi Projesi”’ne mali ve teknik destek vermiştir. Bu proje ile 2 farklı tarlada örnek uygulama ve birçok çiftçi eğitim toplantısı gerçekleştirilmiş, akılcı su kullanımı Cihanbeyli ve Altınekin ölçeğinde yaygınlaştırılması hedeflenmiştir.

Eğitim etkinlikleri, damla sulama tekniklerinin bölgede yaygınlaştırılması, kaçak kuyuların izlenmesi ve atıksu arıtma tesislerinin yapılması Tuz Gölü Yönetim Planı kapsamında devam eden başlıca çalışmalardır.

WWF-Türkiye olarak Tuz Gölü için hedefimiz; alandaki örnek uygulamaların yaygınlaşması, Tuz Gölü Yönetim Planı’nın ÖÇKKB koordinasyonu, Belediyeler Birliği ve WWF Türkiye desteğinde başarıyla uygulanması ve Tuz Gölü Yönetim Platformu’nun Konya Kapalı Havzası için bir model olmasıdır. Benzer bir Yönetim Modeli Konya Havzası için de gelecekte oluşturulmalıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AKSARAY TÜRKÜLERİ:

 

 Saffet Efendi, Sıra Sıra Kazanlar, Karabiber Aş Olmaz, Ceyran, Derviş Hanım Bakmazmısın Postuna, Turna, Kazım, Eşmekayanın Kavakları, Aksaray Sürmelisi, Elif Kızın Obaları, İstanbul Yolları, Osman Abim Evde mi, Tombul Bilekli Gelin, Oy Niye Yandim Niye ve Güvercinim Sütbeyaz. Bunlardan düğünlerde en çok söylenenleri şunlardır:

 

KESİK ÇAYIR: (Ahmet GÜRSES)      

Kesik çayır biçilir mi, sular soğuk içilir mi?

Bana yardan geç diyorlar, yar tatlıdır geçilir mi?

(Burada oynayanlar bir uzun hava söylerler)

Sabahtan uğradım ben bir güzele.

Güzel ağlatmadı, güldürdü beni, Ay gelin, sürmelim.

(Bundan sonra oynak bir hava söylenir)

Kaymakam kızı, etme bu nazı, gel bize bazı bazı

Elinizden, elinizden kurtulaydım dilinizden.

Yeşil başlı ördek olsam sular içmem gölünüzden aman.

(tekrar uzun hava)

Ben güzelden vefa ummazdım, aman ummazdım.

Ak gerdan üstüne kondurdu beni. Ay gelin sürmelim.

Kaymakam kızı, etme bu  nazı, gel bize bazı bazı. 

 

EŞMEKAYANIN KAVAKLARI: (Ahmet GÜRSES) 

         Eşmekayanın kavakları gölgeli

       Yel vurdukça denizleri dalgalı

       Bugün efelerin başı gavgalı

       Beyleri, beyleri eşmekaya beyleri

       Beyleri gördükçe a canım, şaşırıyorum dilleri

       Eşmekayadan çıktı bir buhur deve

       Ağzında dikeni yer geve geve

       Kız Allah’ın seversen, gel bizim eve

       Beyleri, beyleri Eşmekaya beyleri

       Eşmekaya dedikleri bir küçük avlı

       Avlının içinde kır atım bağlı

       Kurşunu yedimde ciğerim dağlı

       Beyleri, beyleri Eşmekaya beyleri

       Eşmekayanın bülbülleri ötüyor,

       İki testi almış suya gidiyor,

       Kaşı ile gözü gel gel ediyor,

       Beyleri, beyleri Eşmekayanın beyleri.

      

 

 

         SIRA SIRA KAZANLAR: (Ahmet GÜRSES)  

       Sıra sıra kazanlar gelin, gelin,

       Kara yazı yazanlar amman, 

       Kara yazı yazanlar amman,

       Cennet yüzü görmesin gelin, gelin,

       Aramızı bozanlar amman,

       Aramızı bozanlar amman,

       A benim nazlı yarim amman

       Çorbası tuzlu yarim vay, vay.

       Çık daldan kiraz deşir gelin, gelin,

       Dibinde gayfe pişir amman,

       Dibinde gayfe pişir amman,

       Her gayfeyi içtikçe gelin, gelin,

       Beni aklına düşür amman,

       A benim hacı yarim amman,

       Beni aklına düşür amman,

       Başımın tacı yarim vay, vay,

       Bir taş attım alıca gelin, gelin,

       Bir kuş vurdum delice amman,

       Yenile bir yar sevdim gelin, gelin,

       Gözleri sürmelice amman.

       Gözleri sürmelice amman.

       A benim nazlı yarim amman,

       Çorbası tuzlu yarim vay, vay.

 

        

KALDIR DUMANINI GÖSTER YÜZÜNÜ: (Taşpınarlı Aşık Mahmut)

         Kaldır dumanını, göster yüzünü,

       Var mı koyağında kar, Hasandağı,

       Karlı, buzlu sulardan içeyim,

       Yüreğim yaralı duy, Hasandağı,

       Hasandağı diye namın duyulur,

       Eteğinde mor koyunlar yayılır,

       Gün dönünce güzellerin dağılır,

       Kanayan yaramı sar Hasandağı.

       Hoş yaratmış cemalini yaradan,

       Çatılmış kaşların hilal, karadan,

       Suyun taksim olur Helvedereden,

       Akıyor damarın göl, Hasandağı.

 

 

       SÜPÜRGESİ YONCADAN: (Ahmet GÜRSES) 

         Süpürgesi yoncadan, süpürgesi yoncadan,

       Gayet beli inceden, aman gayet beli inceden,

       Ben seni sakınırım, ben seni sakınırım,

       Yerdeki karıncadan, aman yerdeki karıncadan,

       Hanım şaşır beni,

       Aşka düşürdü beni,

       Aşk adamı ağlatır,

       Dert adamı söyletir.

 

         ELİF KIZIN OBALARI: (Ahmet GÜRSES) 

         Elif kızın obasını gezmeli

       Galem alıp kaşın, gözün yazmalı

       Annı top kekilli, burnu yazmalı

       Elif derler bir güzele yangınım

       Dinga da dinga da dinga bak

       Esme hey bad-ı sabah hey

       Bad-ı sabah eserse

       Seyranımda buradan geçerse

       Kabağıda boynuma takarım hey

       Hovardayı gözden çıkarırım aman

       Senin gibi yosmayı hey

       Haydi pazarlarda satarım hey

       Elifin mendiline mestine

       Selam verir yarenine dostuna hey

       Bende kurban olam dostuna hey

       Uyan koç Elifim tacın göründü

       Dinga da dinga da dinga bak

       Esme hey bad-ı sabah hey

       Bad-ı sabah eserse

       Seyranımda buradan geçerse

       Kabağıda boynuma takarım hey.

 

 

AKSARAY’IN KAPILARI: (Asaf GÜVEN)  

       Aksaray’ın kapıları sürgülü

       Siyah saçı sırma ile örgülü

       Haticem de genç yaşında vergili

       Alırım Haticem koymam orada.

       Aksaray’ın kapıları çatallı

       Kırk gün oldu yardan ayrı yatalı

       Kız ben seni sevip alıp kaçalı

       Alırım aslanım koymam orada.

 

 

         KAPILARI GATIRAN: (Aşık Molla) 

         Kapıları gatıran

       Fatma beni batıran

       Fatma değil anası

       Beni mahpus yatıran

       Aman, aman hopla gel

       Al fistanı topla gel

       Kapıları kalındır

       Kardeşleri zalımdır

       Zalım olsa ne yapar

       Fatma benim malımdır

       Aman, aman hopla gel

       Al fistanı topla gel

 

         İSTANBUL YOLUNDA (Ahmet GÜRSES) 

       Dalma beyim dalma çaylar derindir

       Yolunda bekleyen taze gelindir

       Size verdi ise Mevlam kerimdir

       Aman, aman, aman, aman,

       İstanbul yolunda kuş katar, katar

       Eşinden ayrılmış bir keklik öter

       Bu ayrılık bize ölümden beter

       Aman, aman, aman, aman,

       İstanbul yoluna uzak dediler

       Zülüfü gerdana tuzak dediler

       Aman, aman, aman, aman,

       İstanbul yoluna diktim gözümü

       Bir yiğit yoluna verdim özümü

       Aman, aman, aman, aman.

 

 

         OSMAN ABİM EVDEMİ: (Mehmet AKÇA) 

       Damdan dama atlan yar Osmana yandım

       Püskülleri sarkan yar bir tanem

       Püskülleri sarkan yar bir tanem

       El eyledim gelmedi Omana yandım

       Horozlardan korkan yar bir danem

       Horozlardan korkan yar bir danem

       Osman abim evdemi, evdemi

       Üç odalı yerdemi, yerdemi

       Ak kadifeli yerdemi, evdemi?

       Terliğimin tepesi Osmana yandım

       Gül kokuyor nefesi, bir danem

       Gül kokuyor nefesi bir danem

       Osman abim evdemi,evdemi, üç odalı yerdemi.

 

 

ARABAMIN DİNGİLİ: (Aşık Molla) 

       Arabamın dingili

       Nenni yarim nenni

       Nerde buldun dengini

       Nenni yarim nenni

       Gidin sölen o yare

       Nenni yarim nenni

       Gamlasın yarim nenni

       Nenni yarim nenni

       Gökte uçan teyyare

       Nenni yarim nenni

       Varın söylen o yare

       Nenni yarim nenni

       Benden ona fayda yok

       Nenni yarim nenni

       Bulsun başına çare

       Nenni yarim nenni

 

 

 

DUVAR ÜSTÜNDE DUVAR: (Asaf GÜVEN) 

         Duvar üstüne duvar

       Aman ne var, sevdiğim ne var?

       Oturmuşta ağlıyor

       Aman asker olmadık kim var?

       Konma bülbül konma dalım boş değil

       Gülsem oynasamda göğnüm hoş değil

       Yılan aklı karalı

       Aman sinem goygun yaralı

       Sorsam söylermi bana

       Aman acep aslı nereli

       Konma bülbül konma dalım boş değil

       Gülsem oynasamda göğnüm hoş değil

 

Güfteleri yukarıda yazılı olanlar dışında kalan diğer Aksaray Türküleri de şunlardır:

       Kara biber, 

       Şerif hanım 

Ahmet Gürses’e

        Allılar ve Tombul Bilekli Gelin Aşık Molla’ya

        Oy niye Yandım niye ve 

        Güvercinim Süt Beyaz  

        ise Emel Demiryürek’e aittir.

 

 

   YEREL MİMARİ ÖZELLİKLERİ:

 

         Aksaray, ilk çağlardan beri önemli bir yerleşim merkezi olma özelliğini sürdürmektedir. Kapadokya bölgesinin en belirgin özelliklerinden birini teşkil eden yeraltı yerleşim örneklerine burada da çok sık rastlanmaktadır. Henüz bunların büyük bir bölümü ziyarete açık olmamakla birlikte, ziyarete açık olanlar ilgi çekmekte ve yörenin turizmine ayrı bir canlılık kazandırmaktadır.

 

                        

            

                                   (Güzelyurt Kalburlu Kilise)

 

         Yine bölgeye has kaya oyma yerleşim yerleri ile kaya oyma kiliseler çok sık görülmektedir. Sadece Ihlara Vadisi içerisinde binin üzerinde kaya oyma yerleşim yeri ve kilise mevcuttur. Çoğunluğu Hristiyanlığın ilk dönemlerinden kalma ve fresklerle bezeli kiliseler yerli ve yabancı yüzbinlerce ziyaretçiyi adeta büyülemektedir.

 

            

                                     (fresk)     

 

 

     Yeraltı ve kaya oyma yerleşim yerleri ve kiliselerin yanı sıra, yine Hristiyanlığın ilk dönemlerinden (5. yy) kalma, ilimiz geneline dağılmış  çok  sayıda kilise ve manastır yerel mimari açısından çok büyük öneme haizdir. Freskleri yer, yer parçalanmış olmasına rağmen bu eserler döneminin özelliklerini en iyi şekilde günümüze yansıtmaktadır.

Eskiden beri anayolların kesiştiği, stratejik bir konumda bulunması Aksaray’ı Selçuklu ve Karamanoğulları eserleri yönünden de zenginleştirmiştir. Uluırmak üzerinde bulunan iki ve üç gözlü köprüler, hanlar, kervansaraylar ve hamamlar o devrin özelliklerini gösteren, o döneme ışık tutan değerli hazinelerdir.

 Camii, minare ve minberlerde görülen taş oyma sanatının inceliği, çinilerdeki renk ve desen uyumu ve bezemelerdeki karakteristik dönemin mimari özelliklerini günümüze taşıyan öğelerdir. Kesme taştan, geniş avlulu, balkonlu, yüksek ve ferah olarak yapılmış olan eski Aksaray evleri, yazları serin ve kışları da sıcak olması nedeniyle oldukça sıhhatli yapılardır. Genellikle tek katlı ve en çok iki katlı olarak yapılmışlardır. Bu yapılar geniş bir salonda çok sayıda odaya açılan kapılar ve arka bahçe kapısı ile ön cephelerdeki taş oyma sanatının zerafeti ile yakın geçmişimizin mimari özelliklerini taşımaktadır.
 

YEMEKLER (YÖRE MUTFAĞI):

 

 

 

  Aksaray’da hububatın geniş bir alana yayılmış olması ile bundan mamul yiyecekler, hayvancılığın gelişmiş olması dolayısıyla da et ve süt mamulleri, ayrıca bağ ve bahçelerden elde edilen sebze ve meyvelerle de mutfak için oldukça zengin malzemeler elde edilmektedir.

 

 

1- YUFKA: Yılın belirli aylarında ve yer yer her gün yapıldığı da olur. Uzun süreli yapılan ekmekler için, ölçeği testi olarak bilinen çok testili hamurlar yoğrulur. Ailenin erkekleri, hamurları üzeri temiz bir bezle örtülü olduğu halde çiğnerler. Yoğrulan hamurlar beze denilen küçük parçalara ayrılır. Bunlar düzgün ekmek tahtaları üzerinde, ince, uzun oklavalarla çok ince bir şekilde açılır ve ateş üzerinde bir sacta pişirilir. Pişirme sırasında ekmeğin yanmaması için (pişirgeç) kullanılır.

 

2- ŞEPE: Küçük ölçüde açılarak pişirilen yufkadır.

 

 3- SIKMA: Şepeden biraz büyükçe açılan ve içine tereyağı, taze çökelek veya peynir konarak meydana getirilen dürümdür.

 

 4- ÇÖREK: Hamurun mayalanarak, geniş kaplar içinde köy fırınlarında pişirilmesiyle yapılır.

 

 5- MAYALI: Yine hamurun mayalanmasıyla küçük bazılar yapılır. Bu bazılar 1-1.5 cm. kalınlığında açılarak saç üzerinde pişirilir.

 

 6- ERİŞTE: Yufka hamur ince uzun bir şekilde kesilerek güneşte kurutulur. Daha sonra kavrulur ve makarna yerine kullanılır.

 

 7- KUSKUS PİLAVI: Yumurta ile un bir kap içerisinde karıştırılır. Daha sonra saçma büyüklüğünde küçük parçalar halinde kurutulur.

 

  8- DOLMA MANTI: Hamur yufka gibi açılır. Baklava dilimi biçiminde büyükçe kesilir. Hazırlanan kıymalı iç içerisine konduktan sonra katlanır. Suda haşlanarak suyu süzülür. Altına sarımsaklı yoğurt, üzerine özel yapılan zer dökülür.

 

  

 9- KATIKLI AŞ: Bir çeşit yaz yemeğidir. Torbada süzülmüş yoğurt, soğuk bulgur pilavı ile karıştırılarak çorba gibi içilir.

 

10- PELTE: İnce un ve pekmez belirli bir kıvama kadar kaynatılarak pişirilir. Sonra üzerine tereyağı dökülür.

 

 

11- SOĞANLAMA: Soğan doğranır, yağ, kıyma ve salça ile ya da domatesle kavrulur.

 

 

12- TARHANA ÇORBASI: Ekşi yoğurt, aşlık, un kaynatıldıktan sonra belirli bir kıvam alır. Bu kıvama yuvarlak ve yassı şekil verilir ve sonra

 kurutulur. Artık tarhana elde edilmiş olur. Bunu pişirmek için ise bir akşam önce ılık suda bekletilerek kabartılır. Daha sonra suyla pişirilerek üzerine nane ve yağ dökülür.

 

 

13- SARIĞI BURMA (KATMER): İnce un, yumurta ve yoğurt iyice yoğrulur. İnce yufkalar halinde açılır ve hamur bir sini veya büyükçe bir tepsi üzerinde katmerli bir biçimde dıştan içe doğru yerleştirilir. Üzerine yağ ilave edilerek kızartılır. Soğuduktan sonra kestirme dökülür.

 

 14- HÖŞMERİM: Genellikle köylülerin yaylada oldukları zaman yapılır. Tereyağ eritilir, içerisine un atılarak ateş üzerinde, un tanecikler haline gelinceye

 

kadar bir müddet karıştırılır ve soğumadan yenir.

 15- SAC BÖREĞİ: Şepe halinde açılan hamur, içerisine kıyma, yumurta peynir, sebze konarak ortadan ikiye katlanır. Sac üzerinde pişirildikten sonra yağlanarak yenir.

 

16- BAMYA ÇORBASI: Malzemeleri: 250 gr. bamya, 200 gr. et, 1 adet soğan, 1 domates, 1 yemek kaşığı salça, 1 limon.

Hazırlanışı: Bamya sıcak suda 15 dakika kaynatılarak, limon tuzlu su ile haşlanır. Tencere içine yağ ile bir adet soğan ve et ilave edilerek soğan kızarıncaya kadar pişirilir. Rendelenmiş domates ile bir kaşık salça ilave edilerek yemek kaynamaya bırakılır, limon ilave edilir. Hazırlanan bamya yemeğe ilave edilerek servis yapılır.

 

 17- YOĞURT ÇORBASI: Hazırlanışı: Yoğurt, su ile karıştırılarak içine pirinç ilave edilir, ocakta kısık ateşte belirli bir kıvama gelinceye kadar pişirilir. Ayrıca bir

 

kapta tereyağı kızarıncaya kadar ısıtılır. Yağ et suyu ve kırmızı biber ilave edilir sos halinde çorba üzerine dökülür. Sıcak servis yapılır.

 

 18- ARABAŞI: Malzemeleri: 1 litre su, 3 kahve fincanı un, 100 gram tereyağı ve tuz.

  Hazırlanışı: 1 litre su, 3 kahve fincanı un, 100 gram tereyağı ve tuz iyice karıştırılır. Sonra ocakta kaynamaya bırakılır. Kaynayan lapa yayvan bir tepsi içine 3 cm. kalınlıkta olacak şekilde düzgünce yayılır. Baklava dilimi şeklinde kesilerek soğutulur         Haşlanmış tavuk veya hindi göğsü, tereyağlı bir kahve fincanı un ile beraber kavrulur. Kaynatılmış 1 litre tavuk suyu içine yapılan sos ilave edilir. Soğutulmuş un lapası kaşıkla alınır, soslu tavuk suyuna batırılarak servis yapılır.

 

 

19- KALBURABASTI: Hazırlanışı: 1 su bardağı sıvı yağ, margarin ve yoğurt, yeterince un karıştırılır, mayalanır. Yapılan hamur kulak memesi büyüklüğünde hazırlanır, rende ile tel süzgeçten geçirilir, üzerine rendelenmiş ceviz konularak kapatılır. Kapatılan kısım alta gelecek şekilde tepsiye dizilir, kısık ateşte veya fırında pişirilir. Yapılan tatlı için hazırlanan şerbet tatlının üzerine dökülerek servis yapılır.

 

20- KAYGANA: Malzemeleri: 6 yumurta porselen kapta çırpılır. Hazırlanan un ilave edilir, tekrar çırpılır. Tavada hazırlanan yağ hafif kızarınca hazırlanan yumurta un karışımı malzeme yağ üzerine ilave edilerek kısık ateşte çevrilerek pişirilir. Servis yapılır.

 

 21- ÇİĞLEME: Malzemeleri: 500 gr. un, 2 bardak su, 250 gr. taze kaymak ve tuz.

  Hazırlanışı: Hazırlanan un ile su hamur haline getirilir. 15 dakika dinlenen hamur merdane ile küçük yuvarlak şeklinde açılır. Arasında bir tatlı kaşığı kaymak ilave edilip kapatılır. Teflon tavada kısık ateşte çevrilerek pişirilir. Tekrar üzerine kaymak ilave edilerek servis yapılır.
 
 ZİGA KAPLICALARI

 

 

                    

                                                             

 

        Aksaray İli, Güzelyurt İlçesi Yaprak Hisar Köyünde Ihlara Vadisi yanı başında bulunan Ziga Kaplıcalarının bulunduğu alan, Bakanlar Kurulu Kararı ile Özel Çevre koruma Bölgesi ilan edilmiş olup, mevcut tesislerin bulunduğu alan, kaynak kirlenmesinin önlenmesi  bakımın dan yapılaşmaya kapatılmıştır.

  Ziga Kaplıcaları 47 derece sıcaklığında 150lt/sn debisi olan mineral bakınım dan oldukça zengin başta romatizmal hastalıklar olmak üzere metabolizma bozuklukları, göz rahatsızlıkları ve kadın hastalıklarına iyi gelmektedir.

                                  

                                                          Su  Çıkış Havzası 

 

      Ziga sıçak suları birçok mineralin birleşiminden oluşmuş ve içerisinde bol miktarda Kalsiyum ve Sodyum ile Klorür iyonu ve Hidrokarbonat İyonu bulunması sebebi ile tortu bırakmakta olup, içinde bulunan katyon ve anyonların traverten oluşumuna uygun olması dolayısıyla bölge traverten alanı olarak planlanmıştır.   

Adsız 1
 
  AKSARAY HİZMETİÇİ EĞİTİM ENSTİTÜSÜNE HOŞGELDİNİZ...

Enstitümüzde Konaklayacak Misafirlerimizin Dikkatine !...

Enstitü Müdürlüğümüz , Milli Eğitim Bakanlığı Hizmetiçi Eğitim Dairesi Başkanlığı tarafından Düzenlenen Kurs ve Seminerlerde Eğitim Programları sonrası Boş zamanları değerlendirmek , Aksaray’ımızı ve çevre yöreleri tanıtmak amacıyla sosyal ve kültürel faaliyetler ve gezi programları düzenlemektedir. Bu faaliyetlere katılmak isteyen kıymetli misafirlerimizin yanlarında spor kıyafetlerini getirmelerini önemle tavsiye ederiz…

Aile fertleri ile Enstitümüze Kursa gelecek misafirlerimizin Kursun başlangıç tarihinden en az bir hafta önce Enstitü Müdürlüğü ile irtibata geçerek (Yer Durumu musait ise) Rezervasyon yaptırmaları gerekmektedir. Önemle Duyurulur…

Yurtdışı Göreve Uyum Semineri ile Program Geliştirmede Yeni Yaklaşımlar Seminerinden Görüntüler...